![]() |
Mevlana TakvimiAuthor: Mevlana Takvimi Language: tr Genres: Islam, Religion & Spirituality Contact email: Get it Feed URL: Get it iTunes ID: Get it |
Listen Now...
ALLÂH (C.C.)’A HÂMD VE ŞÜKRETMEK-23 EYLÜL 2026-MEVLANA TAKVİMİ
Episode 202623
Wednesday, 23 September, 2026
Allâhü Teâlâ’nın insana olan nimetleri, insan aklının vâkıf olamayacağı kadar çoktur. Nitekim Cenâb-ı Hâkk, "Allâh’ın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız." (Nahl s. 18) buyurmuştur. İnsanın Allâh (c.c.)’un nimetlerine vâkıf olması imkânsız olunca, bu nimetlere lâyık bir hâmde, şükre ve senâ’ya muktedir olamayacağı da ortaya çıkar. İnsanın, Allâh (c.c.)’a karşı hâmd ve şükrü edâ edebilmesi, ancak Allâh (c.c.)’un onu buna muktedir kıldığında mümkün olur. Allâhü Teâlâ, onun kalbinde hâmd ve şükre yönelik bir duygu yarattığında ve önündeki bütün engel ve mânialar kalktığında, bunların hepsi Allâh (c.c.)’un birer lütfu olur. Buna göre, kulun, Allâh (c.c.)’un şükrünü edâ edebilmesi, ancak Allâhü Teâlâ’nın ona vereceği büyük bir nimet sayesinde mümkün olabilir. Bu nimetler de ayrıca şükrü gerektirir. Bu duruma göre kulun, şükür ve hâmdi edâ edebilmesi, sonsuza kadar tekrarladığı zaman mümkün olur. Bu ise imkânsızdır. Öyleyse insanın, O (c.c.)’a lâyık olacak şekilde Allâh (c.c.)’a hâmd ve şükretmesi imkânsızdır. Hâmd ve şükrün manası, kulun sadece diliyle "Elhamdülillah" demesi değildir. Tam aksine, bunun manası, kendisine nimet verilen kimsenin, nimet verenin kemâl, celâl sıfatları ile mevsûf olduğunu bilmesidir. İnsanın aklına gelen her türlü kemâl ve celâl sıfatlarından, Allâh (c.c.)’un kemâli ve celâli daha büyük ve daha yücedir. Bu böyle olunca, insanın Allâh (c.c.)’a lâyıkı veçhile hâmdetmesi, şükretmesi ve senâ etmesi imkânsız olur. Anlaşıldığı üzere Râbbimizʼe lâyıkıyla şükredebilmekten âciziz. Bununla birlikte, müjdelendiği üzere cennete ilk girecek zümre hâmmadun zümresidir ki bu zümre Allâh (c.c.)’a en çok hâmdeden zümredir. Bu nedenle O (c.c.)’a gücümüz nisbetinde çokça hamdetmeye çalışmalıyız. (Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu’l-Ğayb, c.1, s.311)








